18 Ekim 2011 Salı

Sen bırakıp gitmelerin prensesi… 
Ben bitip tükenmeyen beklemelerin esiri.
Geceler boyu dört duvar arasında ve yalnız saatin tıkırtılarını dinleyerek geçirdim zamanı. 
Geleceğim demeseydin belki daha az acırdı içim. 
Bu umut öylesine zor kıldı hayatımı, hangi yola vursam başımı hangi yola cıksam seni arayışlarınortasında buluyorum kendimi fark etmeden. Kendimle kalmak isterken bakıyorum senin peşindeyim, seni arıyorum sonsuz bir arayış belki bu ömrümü seni bulmadan tamamlayacağımı da biliyorum.
Her gidişinde bir parça götürdün benden…

 Her gidişinde yüreğimde bıçak izleri kaldı. 
Acımla yasamayı yeni yeni öğrenirken tıpkı emekleyip de tökezleyen bebekler gibi düşe kalka yürürken hep yeniden çıktın karsıma. 
Her gelişin yeniledi beni. 
Acılarım küllendi. 
Yüreğimdeki yaralar kapandı. 
İnsafsız olduğunu düşünüyorum bazen giderken beni.
 Ne hale getirdiğini hiç düşünmedin öylesine kararlıydın ki sana dur bile demeye fırsat bırakmadın.
Bazen de yalancısın; benimle sonsuza kadar kalacağını söylemiştin, inanmıştım. 
Yanımdan ayrılmayacaktın kanmıştın tutamadın sözünü gittin ardına bakmadan.
Zaman inanılmaz bir hızla akıp geçiyor ve ben sensiz dakikaları sayıyorum. 

Sensiz ve yaşanmamış günleri, oysa senin kıymetini bildim ben kırmadım incitmedim benimle olup olmadığını umursamadan seni yaşattım içimde. 
Bıkmadım duyarlıydım bir tek kötü söz bile söylemedim.
 Gidişine bi kılıf uydurdum kendimce; istedim ki senin bu kadar vurdumduymaz olduğunu bilmesinler, istedim ki senin bu kadar kolay bırakıp gittiğini duymasınlar. 
Belkide en doğrusunu yaptık ayrı iklimlerin yağmurlarıyız biz. 
Ayrı mevsimlerin..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder